Skip to content Skip to footer

Yağmura hasret kaldık. Herkesin gözü bulutlarda. Aklımızda ise aynı soru var; “kış geldi, kar yağacak mı? Yağmazsa susuz kalır mıyız?” 

Türkiye şiddetli kuraklığa teslim

Başta büyükşehirler olmak üzere su sıkıntısı neredeyse tüm Türkiye’de önemli bir seviyeye ulaştı; birçok ilde “olağanüstü kuraklık” şeklinde tanımlanan bir kuraklık yaşanıyor. 2020 sonbahar mevsiminde alansal yağışlara baktığımızda 81 ilin tamamında normalin altında yağış olduğunu görüyoruz. Batı Ege, Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Amasya-Tokat çevresinden başlayarak İç Anadolu bölgelerine normalden yüzde 60-80 oranında daha az yağış düştü. Yağış getirmesi beklenen bahar aylarının toprağın ve canlıların beklentisini karşılamadığını hemen fark ediyoruz. Önümüzdeki kış aylarında ciddi yağışlar olmazsa bahar ve yaz aylarının daha da sıkıntılı geçeceği ortada.

Olağanüstü kuraklık

Son üç ayın kuraklık haritasına bakıldığında Türkiye’nin büyük bir bölümünün “acil durum” çağrısı gerektiren şiddetli kuraklıkla karşı karşıya kaldığı görülüyor. Altı aylık haritalara bakıldığında da üç aylık dönemde “olağanüstü kuraklık” yaşayan bölgelerin “şiddetli kuraklık” yaşadığı görülüyor. Sorun kısa dönemli değil.

Yağışlar iki yıldır normalin altında

Türkiye’nin genelinde son iki yıldır sonbahar ayları kurak geçiyor. Ege Bölgesi’nde 2020’nin sonbahar aylarındaki yağışların normalin neredeyse yarısı kadar olması dikkat çekici. İç Anadolu, Doğu Anadolu bölgelerinde ise bu sonbahar, normalin yarısından da az yağış görüldü. Türkiye verilerine baktığımızda da normalde 150 mm seviyesinde seyretmesi beklenen sonbahar mevsimi yağış miktarının bu yıl ve 2019’da 60 mm civarında kaldığını görüyoruz. 

Kuraklık sürpriz mi?

İklim değişikliğiyle ilgili araştırmalar sonucu hazırlanan senaryolar bize ülkelerin iklim krizinden nasıl etkileneceğini gösteriyor. Aşırı hava olaylarının şiddet ve sıklığının arttığı ve artacağı da biliniyor. Kuraklıkların eskisine göre daha sık ve şiddetli geçmesi bu nedenle iklim bilimi için sürpriz değil. Hatırlarsanız 2018’de de kuraklığı konuşuyorduk. Kuraklıktan çok etkilenen Ege ve Akdeniz gibi bölgelerin iklim kriziyle ilgili projeksiyonlarda su sorunu yaşayacak yerler olarak belirtilmesi de tahminlerin doğru çıktığının bir göstergesi kabul edilebilir.

Çözüm fosil yakıtlara veda etmekten geçiyor

Susuzluğu su taşıyarak çözemeyiz. Yağışların beklenmedik zamanda ve beklenenden çok yağması da genelde sorunu çözmez çünkü özellikle tarımsal üretimin beklentisi mevsimlerle ilişkilidir. Ekim ve Kasım ayları da birçok bölgede tarımsal faaliyetlerin (özellikle de tahıl üretiminin olduğu yerlerde) yağışların önemi büyük. Yıllık yağış miktarı değişmese de zamanlamasının ve şiddetinin değişmesi tarımı ciddi ölçüde etkileyebilir. Uyum çalışmaları (ürünlerin ekim tarihini değiştirmek gibi) elbette yapılmalı ancak soruna kalıcı bir çözüm getirmeyeceği de bilinmeli.

Hemen yapılacaklar

Kısa ve orta vadede yapılacaklar da elbette var. Kentlerde suyu tutacak alanların çoğaltılması, yağmur suyunun binalarda doğrudan kullanımının sağlanması ve yeni binaların buna uygun yapılması, su tasarrufu alışkanlıkları ve yöntemlerinin hedefler konarak teşvik edilmesi (az su tüketene düşük fatura gibi), araç yıkama, bahçe sulama gibi eylemlerin yasaklanması. Çok su isteyen bitkilerin kuraklık yaşanan yerlerde ekiminin yasaklanması. Sokak yıkama gibi salgına etkisinin olmadığı bilinen ve çok su harcayan eylemlerin sonlandırılması. Kentsel dönüşümde “betona yeni beton” mantığından vazgeçip, dönüşüm alanlarında yeşil alanların oluşturulması gibi çok sayıda tedbirden bahsetmek de mümkün. Ancak bunların kalıcı çözüm olmayacağını, Türkiye’nin su kıtlığına çare bulmak için iklim krizinin etkilerini azaltmak gerektiğini de unutmamalıyız.

İklim krizini durdurmanın da bir tek yolu var, petrol, kömür ve doğalgazla vedalaşmak. Enerji ihtiyacını tasarruf ve verimlilikle azaltarak, kalan talebi yenilenebilir enerjiden karşılamak dışında bir çözüm şu an için yok. 

© Ekosfer 2021

Bu internet sitesi, Sivil Toplum için Destek Vakfı, European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation desteğiyle Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu kapsamında hazırlanmıştır. İçeriğinden yalnızca Ekosfer Derneği sorumlu olup, herhangi bir şekilde destekçi kurumların görüşlerini yansıtmamaktadır.